Tarih: 03.03.2016 14:37

MERSİN EMO:?İŞ CİNAYETLERİ NE KADER NE DE FITRATTIR?

Facebook Twitter Linked-in

Türkiye’nin kanayan yarası haline gelen iş kazalarına dikkat çekmek için TMMOB tarafından Zonguldak’ta 1992’de  yaşanan ve 263 madencinin yaşamını yitirdiği facianın yıldönümüne ithafen anılan ‘3 Mart İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü’nde mimar ve mühendisler iş kazalarının önlenmesi için yetkilileri bir kez daha göreve çağırdı.

Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMMOB İl Koordinasyon Kurulu, konuyla ilgili Mimarlar Odası Mersin Şube binası önünde bir basın açıklaması yaptı. Çok sayıda oda başkanının katıldığı açıklamayı İKK Sekreteri ve Elektrik Mühendisleri Odası Mersin Şube Başkanı Seyfettin Atar okudu.

“Bugün, 3 Mart 1992 tarihinde Zonguldak Kozlu’da yaşanan ve 263 madencinin yaşamını yitirdiği facianın yıldönümü” diyen Atar, 2013 yılından bu yana her 3 Mart’ta ‘İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü’ etkinliğiyle ülkemizin kanayan yarası haline gelen iş cinayetlerine bir kez daha dikkat çekmeye çalıştıklarını söyledi.

HER GÜN 5 EMEKÇİ HAYATINI KAYBEDİYOR

Öncelikle iş cinayetlerinde, işçi katliamlarında kaybedilen canların anısı önünde saygıyla eğildiklerini ve başta aileleri olmak üzere herkese başsağlığı dileyen Başkan Atar, “Ne yazık ki ülkemizde, emekçinin sağlığının, canının önemi yok, önemli olan sermayenin daha fazla kar elde etmesi. Tüm parlak sözlere, devrimmiş gibi sunulan yasal düzenlemelere rağmen iş cinayetlerinde ortalama her gün 5 emekçi hayatını kaybediyor.

Ülkemiz, çalışma yaşamı koşulları açısından son derece olumsuz bir tablo ile karşı karşıya olduğu tüm açıklığı ile ortadadır.

6331 Sayılı İş Sağlığı Güvenliği Kanunu, iş cinayetleri sonucu oluşan tepkilere karşı çıkartılmış bir ‘göz boyama’ yasasıdır. 6331 Sayılı İş Sağlığı Güvenliği Yasası ve yasa çevresinde yapılan düzenlemeler sorunu çözmüş değildir. Bununla birlikte, 4857 Sayılı İş Kanunu’nda yer alan ‘telafi çalışması’, ‘denkleştirme’, ‘çağrı üzerine çalışma’, ‘kısmi süreli çalışma’, ‘asıl işveren-alt işveren ilişkisi’ başta olmak üzere kuralsız çalışma koşulları olduğu sürece işçi sağlığı ve iş güvenliği alanındaki düzenlemeler bir anlam ifade etmeyecektir. Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılmadıkça, örgütsüz çalışma arttıkça işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda yol almak mümkün olmayacaktır” dedi.

KİRALIK İŞÇİ SENDİKALI OLMAYACAK

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın, iş cinayetleri sonrasında mevzuatı defalarca değiştirdiğini ancak işçi sağlığı ve iş güvenliğine yönelik düzenlemelerde, sendikaları, TMMOB ve TTB başta olmak üzere meslek örgütlerini taraf olarak almadığını da anımsatan Seyfettin Atar, “Çalışma yaşamındaki anti-demokratik düzenlemeler yetmezmiş gibi AKP iktidarı şimdi de kamuoyunda ‘kiralık işçi yasası’ olarak bilinen ‘İş Kanunu ile Türkiye İş Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nı yasalaştırmaya çalışmaktadır. Bu tasarı yasalaştığında, çalışanın ücret alma güvencesi olmayacaktır, kiralık işçi sendikalı olmayacaktır, iş güvencesi olmayacaktır, kıdem, ihbar tazminatlarında, yıllık izin kullanımında sıkıntı yaşanacaktır, meslek hastalığı tespitinde sıkıntı daha da artacaktır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetleri kiralık işçiler tarafından yapılacaktır.

Kiralık işçilik, doğrudan esnek çalışmaya yol açtığı gibi, kiralık işçiler sık sık işsiz kalacaktır. Bu nedenle işçi sağlığı daha da kötüye gidecektir. Esnek çalışma, işsiz kalma korkusu, işçilerin sadece fiziksel sağlığını değil, ruhsal ve toplumsal sağlığını da olumsuz etkileyecektir. Dolayısıyla kiralık işçilik, işçi sağlığı ve iş güvenliği bakımından son derece sağlıksız, sakıncalı, tehlikeli ve riskli bir istihdam ve çalışma biçimidir. Kiralık işçilik, bir bütün olarak işçi sağlığında ağır bir tahribat yaratacak, daha çok işçi cinayetine, meslek hastalığına yol açacaktır” diye konuştu.

“İŞ CİNAYETLERİ NE KADER NE DE FITRATTIR”

İKK Sekreteri Atar, iş cinayetlerinin sorumlusunun, siyasi iktidarlar ve işverenler olmasına rağmen, gözaltına alınanların, tutuklananların işyerlerindeki ‘iş güvenliği uzmanı’ olarak görevlendirilen, mühendisler, mimarlar, teknik elemanlar olduğuna da dikkat çekti. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği olarak, iş cinayetlerinin son bulması için yapılması gerekenlere de değinen Seyfettin Atar, bu talepleri şöyle sıraladı: “İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin sağlanması öncelikle devletin ve işverenin görevidir. İşyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında görev verilen mühendis, mimarların işçi sağlığı ve iş güvenliğinin sağlanması konusundaki görevlerinin bir danışmanlık hizmeti olduğu kabullenilmelidir.

İşyerlerine verilecek işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetleri bir kamu hizmeti olarak ele alınmalı, işçi sağlığı ve iş güvenliği ticari kuruluşların kar alanı olmaktan çıkartılmalıdır.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanına ilişkin düzenlemelerin ve denetimin yalnızca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yürütülmesi doğru kararların alınmasının önünde bir engeldir. Bu nedenle düzenleme ve denetleme; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yanında, Sağlık Bakanlığı, üniversiteler, sendikalar, TTB ve TMMOB’den oluşan idari ve mali yönden bağımsız bir enstitü tarafından yerine getirilmelidir. Çalışma yaşamına ilişkin tüm düzenlemeler bu enstitü tarafından yeniden ele alınmalı ve kararlaştırılmalıdır.

4857 Sayılı İş Kanunu ile çalışma yaşamında yer alan, esnek çalışma türleri, uzun çalışma süreleri, asıl işveren-alt işveren ilişkisi vb. hususlar ile 1983 yılından bu yana sendikalaşma, toplu sözleşme ve grev hakkının kullanımını zorlaştıran düzenlemeler, çalışanların işçi sağlığı ve iş güvenliğine doğrudan müdahalesini engelleyen düzenlemelerdir. Bu durum iş cinayetlerini ve işçi katliamlarını artıran faktörlerdir. Bu düzenlemeler ortadan kaldırılmalı, ‘kiralık işçi yasa tasarısı’ geri çekilmelidir. İş cinayetleri ne kader ne de fıtrattır, yeter ki taşeron düzeni, güvencesiz çalıştırma son bulsun, sendikal haklar tanınsın! Yeter ki; her çalışmanın öznesi insan ve yaşam olsun”.

 

ARTUKLU HABER AJANSI-MERSİN




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —