AİLEMİZİN YAZARI FATMA ÇETİN KABADAYI İZMİR KİTAP FUARINDA

8.04.2019 16:16:49 0
AİLEMİZİN YAZARI FATMA ÇETİN KABADAYI İZMİR KİTAP FUARINDA

    2008 yılında bir sitede yazmaya başladığımda, hikâyeleriyle dikkatimi çekti. Farklı bölgelerimizin şivelerini ustaca konuşturduğu hikâyeleri, toplumsal yaralara parmak basıyordu. Site içindeki insancıl tavrı, dostluk yansıtan yorumları, büyüklerine saygısı ile kısa sürede izleyenlerini çoğalttı. Zaman geçtikçe başka alanlarda da yazdı, sahneledi, ödüller kazandı ve gazete bulmacalarında yer almaya başladı. Yazdığı eserler çocuk ve gençlik ağırlıklı olmakla birlikte, ailelerin her ferdine hitap ediyordu. Bu nedenle ona “Ailemizin Yazarı” ünvanını verdim. Eğitimci yazar anne, bir koltukta birkaç karpuz taşıyordu. Onun başarısı beni içten içe sevindiriyor, ilk yıllarda yazmaya özendirdiğim için şükrediyordum. On bir yıllık süreçte tam 43 eserinin yayınlanması gurur vericiydi. Sanal dostum Eğitimci-Yazar-Gazeteci Fatma Çetin Kabadayı’nın, 2019 İzmir Kitap Fuarına katılacağını duyunca, onu daha yakından tanımak ve tanıtmak için bir söyleşi önerdim.

 

AD-Sevgili Fatma Çetin Kabadayı kendini kısaca, değerli okurlarıma tanıtır mısın?

FÇK-Öncelikle teşekkür ederim Ayten üstadem. “Her şeyin yenisi, dostun eskisi” derler. Biz henüz yüz yüze tanışamasak da yıllardır bir gönül birliğimiz, kıymetli bir dostluğumuz var. Daima yanımda teşvik ve takdirlerinizle olduğunuzu bilmekten öte mutluluğum büyük. Bu arada şahsıma layık gördüğünüz Ailenizin yazarı unvanı için çok ama çok mutlu oldum. 1974 yılında Kayseri’de doğdum. 1997’de Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden mezun oldum. Evli ve iki çocuk annesi olup, Milli Eğitim Bakanlığına ait bir anaokulunda okul müdürü olarak görev yapmaktayım. Ortaokuldan beri yazmaktayım. Tanıştığımız o yıllarda yazdığım şiirler şu sıralar bana tabiri caizse fıkra gibi geliyor. İnsan ancak yazdıkça kendini geliştirebiliyor.

 

AD-Seni sadece yazar olarak değil, başka alanlarda da görüyorum. Bir koltukta birkaç karpuz sıkıştırınca ödüller ve etkinlik davetleri kaçınılmaz. Şimdiye kadar nerelerden ödül aldın, hangi etkinliklerde yer aldın?

FÇK-Aslında benim için ödül okurlardan gelen olumlu dönüşler… Örneğin Kayseri’den Mustafa Filizman bana “Hikâyelerin Prensesi” lakabını takmıştı. Yıllardır o şekilde hitap ederler. Bunlar bir yazar için paha biçilmez mutluluklar. Bunun dışında da 2010 yılı Hikmet Okuyar Şiire Üstün Hizmet Ödülü, 2016'da Birleşen Yürekler Derneği Yaşayan Sanat Değerimiz Onur Ödülü ve Ankara Sanat Platformu Hizmet Şeref Ödülü, Kansere Gülümse Derneği 2017 yılı En İyi Temsilci Ödülü ve madalyasına lâyık görüldüm.

2018’de Hatay Toplumsal Muhalefet gazetesi tarafından Yılın Yerel Yazarı seçildim. 

Çeşitli programlarda plaket ve teşekkür belgeleri takdim edildi. Söyleşi ve imza günlerine katıldım.

Iğdır FM’de uzun bir süre “Bir Demet Şiir" adıyla haftalık şiir programı yaptım. Bu benim için güzel bir tecrübe oldu. TV ve radyo programlarına konuk olarak katıldım. Engelliler için yazıp, kendim de oynadığım “Kör Kütük Aşk" isimli tiyatro oyunu Iğdır Vali Yardımcısı tarafından yönetildi ve dört kez sahnelendi. Bunun dışında “Hayal Dünyam”, “Eyvah Banu Geliyor”, “Dile Benden Ne Dilersen” “Benim Şakacı Babam” isimli çocuk oyunlarını yazıp, yöneterek bazılarında oynadım.

17 antolojiye öykü ve şiirlerim ile katılıp, 3 antolojinin de koordinatörlüğünü yaptım. Kansere Gülümse Derneği ve Aile İçi İletişim ve Toplumsal Sorunlar Derneği Balıkesir İl Temsilcisiyim. İLESAM üyesiyim. Kayseri Çıngı Dergisi’nde öykülerim, habername.com’da haber ve köşe, Balıkesir Merhaba, Bizim İvrindi, Iğdır Haber Portalı, Iğdır Aras gazetelerinde de köşe yazarıyım. 

İnönü Üniversitesi tarafından her yıl düzenlenen “Hastalık Hikâyem” ve “Acilin Öyküsü” yarışmalarında Seçici Kurul Jüri Üyeliği yapmaya devam ediyorum ve bu benim için de çok faydalı bir süreç.

İvrindi Gençlik ve Spor Müdürlüğü’nde Tiyatro Kulübü’nde gençlere ve çocuk grubuna tiyatro eğitimi veriyorum.

 

AD-Bu yoğunluğu hafifleten hayat felsefenin özü ne?

FÇK-Hayat Felsefem; “Hayatından yalanı, nankörlüğü tembelliği çıkar espriyi, güler  yüzü ve sabrı ekle, mutluluk peşinden gelir.” Gitgide bozulan toplumumuz ve gençlerimizin de bu felsefeyi benimsemesini çok isterim.

AD-Şiirlerin de hikâyelerin gibi toplumsal ağırlıklı, içlerinde romantik olanlar da var. Bestelenenler oldu mu?

FÇK-Evet, çok şükür oldu. Bugüne kadar sekiz şiirim beslendi. Bunlardan altısı Kıbrıs’ta yaşayan Sanatçılarımızdan Mehmet Ali Yurt Işığı Tarafından Nasıl da Yakıştı, Vazgeçtim Yar, Bu Gece Mutlaka, Kal Biraz Daha, Bilemem, Sen Geliyorsun bestelenen şiirlerim.

Ozan Muharrem Öztürk tarafından Kara Bahtım isimli şiirim de bestelendi. Bunun dışında Mustafa Kaya’nın piyasaya yeni çıkan Yorgun Yıllar albümünde “Benimle Kalmalısın” isimli güftem ile varım. Albüm kısa süre önce müzik severlere ulaştı. Kendi güftem diye değil ama hepsi birbirinden güzel geliyor kulağıma.

 

AD-41 kere maşallahı aşan eserlerini, değerli okurlarıma sayar mısın?

 

FÇK-Allah razı olsun üstadem. Birçoğu uzun yıllar telifli olduğu için, yayınevleri başka yayınevine devrettiği için piyasada tükenmiş eserlerim de var. Fakat isimlerini sıralamak gerekirse; Kuklalar ve Kukla Oyunları, Morpa Yyaınlarından Ebesin Çocuk Oyunları, Masallar (20 Adet, şiir çocuk yayınları), Yüz Gülen Yüz (Yaratıcı Drama), Hoşça kal Anne, Mor Hırka, Maktul, Kansız, Aynadaki Dudak İzi, Ayakkabı Hırsızı, Küçük İş Adamı, Elveda Evliliğim, Bir bAŞKa Vakit (İmam-ı Rabbani Hazretleri), Altın Kalemler (Antoloji), Dört Mevsim (Antoloji- Öykü), Dört Mevsim (Antoloji- Şiir), Nacizane- Öykühane (öykü), Sokak Sesleri (öykü), Fatma Teyze’den Masallar, Öykülerle Öğreniyorum 1(Kayrahan ve Dedesi), Öykülerle Öğreniyorum 2 (Berkehan ve Koshi) diye sıralayabilirim. Unuttuğum varsa da mazur görsünler.

 

AD-Sende gençliğimi görüyorum… Pozitif ve çok yönlülüğünü neye borçlusun?

FÇK- Ayten Üstadem… Keşke sizin gibi olabilsem… Bu çok hoş bir soru. Vaktimi doğru değerlendirme çabası içindeyim daima. Mesela şu aralar okuldan sonra akşamları İvrindi Halk Eğitim Müdürlüğü’nün açmış olduğu Aşçılık Kursuna devam ediyorum. Lokanta ve pastanelerin sırlarını öğrenirken güzel yemek yapmanın yanısıra bana yemek konusunda kendime güven duymamı ve öğrenmenin yaşının olmayacağını bir kez daha anımsattı. Hem öğrencilik hangi yaşta olursa olsun çok hoş. Halen fırsat buldukça dersi kaynatıyoruz. Bunun dışında dediğim gibi yazmış olduğum tiyatroları İvrindi Gençlik Merkezi tiyatro kulübüne devam eden öğrencilerle sahne için hazırlıyoruz. Kısmet olursa hem yetişkinlere, hem de küçüklere ayrı ayrı oyunlarımızı sergileyeceğiz. Yazmak zaten vazgeçilmezim. Kansere Gülümse ve Aile İçi İletişim ve Toplumsal sorunlar Derneği’nin İl temsilciliğini yapıyorum. Sanırım çalışmayı, üretmeyi, paylaşmayı, yardımcı olmayı seviyorum. Bunun temelinde çocuklara ve insanlara olan sevgim yatıyor. Etrafımdaki her insan, her canlı, her nimete olumlu bakmak beni mutlu ediyor. Mutlu insan çevresini de mutlu eder; kendisiyle barışık olmayan insan hem kendine hem etrafına zarar verir. Aslında aile ne ise çocuk da kısmen odur; ben buna inanırım. Gerçekten aileme çok şey borçluyum. Teşbih sanatını annemden öğrendim desem inanır mısınız? Romanlarım da annem kadar güzel benzetmeler yapmaya çalışıyorum. Babamdan kazandığım okuma sevgisini hiç bir şeye değişmem. Çalışmak beni mutlu ediyor. Boşluğun ve ertelemenin insanı gaflete ve hataya sürükleyeceğini düşünür ve daima planlı şekilde hareket etmeye çalışırım. Elbette birçok alanla ilgilenince her şey dört dörtlük olmuyor fakat sanatçı zaten sanatın birkaç alanıyla da ilgili olmalı. Örneğin sadece şiir yazmak kalemi köreltir. Günümüz gençlerinin yönlendirilmeye ihtiyaçları olduğu kanısındayım. En başta başarma isteği aşılanmalı, hedefleri olmalı çocuklarımızın. Benim bu süreçte birçok hayal kırıklığım oldu, fakat hiç pes etmedim. Her düşmemde yeniden Besmele çekip ayağa kalktım. Allah utandırmasın diyorum.

 

AD-Amin… Allah olumlu hedefi olanları utandırmasın. En sevdiğin eserlerinden birer kesiti paylaşır mısın?

FÇK-Yazar için her eseri kıymetli, üzerinde binlerce emek var, siz de edebiyatın içinde olduğunuz için bilirsiniz. Çocuk ve gençlik ağırlıklı yazdığım için her eserin dili de yaş grubuna göre değişiyor. O halde okurlarımızla Kansız romanımdan bir bölüm ve Geliversen ya isimli şiirlerimi paylaşalım.

KANSIZ

Evet, Mustafa Komiser kapıdaydı, gerçekten gelmişti. Arabanın kapısını içeriden açan Mustafa Komiser gülümseyerek “Günaydın,” dedi. Duygu onu hiç böylesine neşeli görmemişti.

"Günaydın komiserim," diyerek kendisi de gülümsedi. Bugün psikolojisi çok iyiydi demek ki. Yoksa olay yerine görmeye gittikleri maktul düşmanı falan mıydı? Sormak elbette ayıp olurdu. Hem neşesini de kaçırmak istemezdi. Komiser nasıl olduğunu da sormakta gecikmedi.

-İyiyim komiserim, siz nasılsınız?

Komiser bir yandan yola bakarken bir yandan da  göz ucuyla Duygu’ya bakarak gülümsüyordu. Kahkaha atmak ister de kendini zor tutar gibi bir görüntüsü vardı. Dudaklarını sıkıyordu ve bu görüntü ona hiç yakışmıyordu. Acaba bürodan çıkmadan önce komik bir olay mı olmuştu? 

-Ben de iyiyim, diyen komiser daha bir alıcı gözle baktı Duygu’ya. Gece uyumamış gibi bir haliniz var.  Sizi gördüm daha iyi oldum, cinayeti bile unuttum şu an, dedi komiser.

-Niçin daha iyi oldunuz komiserim, anlayamadım ki?

-Gece uyumadınız mı Duygu Hanım? Öylesine gülümsedi Duygu.

-Doğru tanımladınız. Oldukça geç saatte yattım.

-Bir sorun mu var?

Mustafa Komiser bunu sorarken bile gülüyordu. İkisi renk değiştirmiş biri kırık olan dişleri gülümserken apaçık ortaya çıkıyordu. Duygu, gülmenin ona yakışmadığına karar verdi. Yok, bu adam ciddi olmalıydı. En azından dişi yapılana kadar. Şaşkınlıkla yüzüne bakarak:

-Bir sorunum olsa sevinecek gibisiniz, diye mırıldandı.

-Pardon… Siz en iyisi torpido gözünden bir ıslak mendil alıp rujunuzu silin, olay yerinde de gülmeyelim yanlışlıkla.

GELİVERSEN YA

O sevimli gülüşün   aklımdan hiç çıkmıyor, 

Bir kerecik görsem de bakıp gülüversen ya,

Söz dinlemiyor gönül hayalinden bıkmıyor,

Bak biçare kalmışım çıkıp geliversen ya...

Konu açsa konuyu sen anlatsan dinlesem, 

Ah etsem içimden de sessiz sessiz anlasam,

Uzanırken eline “dur” deyip de önlesem, 

Bendeki tüm korkuyu yakıp siliversen ya...

Bıkar mıyım hiç senden geç karşıma tam şöyle,

Ne "sus" derim ne "sustur" sen hayalini söyle,

Dile gelmesin dersen varsın kalsın hep böyle, 

Yürekten yüreğime akıp biliversen ya...

Kır şu inadını da essin artık aşk yeli, 

Dökülse yanağıma o saçının bir teli, 

Zaman durdu mu nedir  yok ahiri evveli,

Umudu kanadına takıp  dalıversan ya...

Aylar geçti ömürden yılları da çalmaz mı?

Hasretin alev iken yaş gözüme dolmaz mı?

Bugün gelmedin madem yarın gelsen olmaz mı?

Kanatların altına çekip alıversen ya...

Yeter artık “tamam” de  kaldırma  kaşlarını,

Hapsetmişsin gönlüne sevdanın kuşlarını, 

Vermemişsin vicdansız bir dirhem aşlarını, 

İçindeki duvarı yıkıp salıversen ya...

Mehlika’dan namedir okuduğun şu eser,

"Yolunu beklemedim"  desem ilhamım küser,

Bir kez farkına varsan aşk senden yana eser,

Artık yalnızlığından bıkıp kalıversen ya...

17.01.2018

 

AD-Yalnızlık… Herkesi farklı acıtır… Basın-Yayın konusundaki gelişmeler hakkında ne düşünüyorsun?

FÇK-Basın-Yayın konusunda ne düşünüyorum? Ülkemizde basın yayın seviyesi ve ulaşım ağı hayli yüksek. Her düşünceye, her fikre uygun gazete, kitap, yayınevi, haber siteleri, kanallar mevcut. Önemli olan bunların doğru ve faydalı olanlarının gerekli kesime ulaştırılması. Arada kitap içerikleriyle ilgili korkunç haberler görüyoruz. Bu bizleri ziyadesiyle üzüyor. Özellikle çocuk kitaplarında kesinlikle iyi bir inceleme yapıldıktan sonra yayınlanması konusunda ısrarcıyım. Bir cümle dahi çocuğun psikolojisini bozabiliyor. Kıymetli editörüm Fatma Türkdoğan’a her zaman şunu söylerim “Eğer, sakıncalı bir cümle, bir kelime varsa hemen yok edelim ya da kitaptan vazgeçelim.” Çocuklar kitabı okuduğunda huzurlu uyusun. Bütün kitaplar mutlu bitsin. Kitabı bitirdiğinde rüyalarına girecek, hayatına olumsuzluk katacak kadar hafızalarına yerleşen herhangi bir durumla karşılaşmasın. Zaten sosyal medya ve bazı olumsuz örneklerin olduğu filmler dolayısıyla manevi değerlerimizi kaybetmek üzereyiz. Merhametli, sabırlı, hoşgörülü bireyler yetiştirmek için bizim üzerimize çok iş düşüyor. Her yazarın buna dikkat etmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

AD-Hepimizin derdini çok iyi dillendirdin. Dilimizdeki şivelerin sevimliliğini alteden son zamanlardaki dil bozulması hakkında ne düşünüyorsun?

FÇK-Dil konusu çok hassas. En önemli konu. Millî, manevî duygularımızı, davranışlarımız, düşüncelerimizi ancak dilimizi korursak doğru ifade eder ve yaşarız. Bu konuda köşe yazılarımda çok dem vurmuşluğum vardır. Sosyal medyanın olumsuz etkilerinden ilki bu. Gençler eksik, yanlış ve uydurma kelime kullanarak Türkçemizi mahvetmekle kalmıyor diğerlerine de kötü örnek oluyor. Çok kızgınım ve üzgünüm. Bunun temelinde de aslında tembellik, üşenmekten kelimeyi tam yazmama, araştırmadan bilmeden yanlış kelime kullanma, gibi sebepler var. Tabi arkadaşları tarafından dışlanma korkusu, ergenlik psikolojisi, gruba dâhil olma isteği de yok sayılamaz. Peki bizim elimizden gelen nedir? Önce Türkçeyi biz doğru kullanacağız, katıldığımız söyleşilerde, yazılarımızda uyarılar yaparken ikna edici olmaya önem vereceğiz. İlgi çekmek adına anlamını bilmediği kelimeleri yerli yersiz kullananları hoş karşılamıyorum. Konuşma esnasında kekelemek, çok düşünmek, aynı kelimenin fazla tekrarı kişinin kitap okumadığını ele veriyor.

AD-Maalesef bu durum düzeleceğine, daha da kötüleşiyor. Yabancı dil eğitim veren okul mezunları da bilinçli bir şekilde dili bozuyor. Özellikle TV’lerde program yapanlar bunu yaygınlaştırıyor. Eserlerinin içeriği belli olsa da, “sanat sanat için mi, toplum için mi” yapılmalı?

FÇK-Sanat sanat için mi toplum için mi tartışması, bende de henüz sonuçlanmadım. Fakat sanırım sorunuzun cevabı bir söyleşimde de dediğim gibi “Yazmasaydım kendimle baş edemezdim.” Uzun zamandır okurlarım ve takipçilerim eserlerimi bana sorumluluk yükleyecek kadar beklediklerini de var sayarsak, benim için artık “toplum için” diyebilirim. Çünkü asıl amacımız topluma yararlı olabilmek, günümüzü gelecek nesillere, geçmişi de şimdiki nesle aktarabilmek.

 

AD-Kitap Fuarları hakkında ne düşünüyorsun? Yıllardır İzmir’e gelmeni bekledim…

FÇK- Kitap Fuarları en sevdiğim mekânlar… Bütün yazarlar ve okurlar için de durum bu yanılmıyorsam. Hangi fuar olursa olsun zamanın izafi oluşundan kaynaklı vakit öylesine akıyor ki. Saatler değil günler ne çabuk geçti diyorum. Okura en iyi fuarda ulaşılabiliyor. Yazar olarak da ihtiyacımız olan kitapları kolaylıkla fuar alanlarından alabiliyoruz. Fuarlar son yıllarda bir önceki yıldan daha da kaliteli olmaya başladı. Okuyan kesimin bir kısmı halen kararsız ve arayış içinde olsa da çoğunluk ne okuyacağını, ne türden hoşlandığını, kitabın dışına aldanmadan içeriğinin ne vereceğini biliyor. Bunlar çok güzel gelişmeler. Sosyal medyanın fuarların halka duyurulmasında basından çok katkısı olduğu kanısındayım. Umarım okur sayısı da yazar sayısı kadar artar. İnşallah İzmir Fuarı’nda sizinle tanışmak nasip olur. Uzun yıllar bekledim çünkü bu günü.

AD-Aynı düşüncedeyim… Kitap Fuarı olmasa belki de hiç yüzyüze gelmezdik sevgili arkadaşım. Başarının daim olmasını diler, Kitap Fuarlarına gönlünce, artan eserlerle katılmanı temenni ederim. Bu güzel söyleşi için değerli okurlarım adına teşekkür ederim.

FÇK-  Asıl ben teşekkür ederim. Sizin de yeni eseriniz şimdiden hayırlı, uğurlu, bol okurlu olsun diyorum. Her zaman söylerim; Ayten Dirier Türkiye’de ihtiyaç duyulan kitapların yazarı olarak beni hep kendisine çekmiş bir isim. Var olun üstadem. Bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederim.

 

 

ARTUKLU HABER AJANSİZMİR

RÖPORTAJ;AYTEN BAŞABAŞ DİRİER


Yükleniyor

Yükleniyor

Yükleniyor